su forumu 15-16-17 ekim 2010

danslı hes protestosu

danslı hes protestosu

gdo'ya hayır balonları

Bu Blogda Ara

23 Nisan 2009 Perşembe

Son 2,5 ayın özeti

Bir işi yarım bırakmak prensibim değildir, bırakırsam da geçerli, mantıklı ve tutarlı bir nedeni vardır. Blogu bizzat kendimin hangi yolları izlediğini takip etmek amacıyla açtım. Üzerinde çalıştığım konuların, faaliyetlerin arasında boğuluyor gibiydim ki 23 Nisan tatili imdada yetişti :) Biraz da blogu kullanmadaki yeteneksizliğim giriş yapmaktan uzak tutuyor beni.
Çok kısa olarak son 2,5 ayda yaptıklarımı geriye doğru özetleyeceğim.
.
1- Kasım 2008'de Sürdürülebilir Yaşam Film Festivalini düzenleyen Tuna,Pınar ve Erol bu sefer 17 Nisan günü İTÜ Taşkışla'da İstanbul'da "Sürdürülebilir bir yaşam için kolektif olarak neler yapabiliriz" konulu bir toplantı düzenlediler. Açık alan teknolojisi kullanıldı, hem bu tekniği öğrendik, hem de çok faydalı ve verimli çalışmalar yaptık. Bir sürü güzel fikirler çıktı, şimdi bunları hayata geçirmek için yola devam edeceğiz. Aynı hayali paylaşan herkese açık.
.
2- 18 Nisan Pazar günü İsr.Film Festivali kapsamında Viva Zapata ve Modern Hayat filmlerine gittim. Zapata muhteşemdi, arşive alacağım. Diğeri ise Fransa kırsalında üçüncü neslin şehre gittiğini ve köyde hayvanlara, toprağa bakacak kimsenin kalmadığını ve kaybolan değerleri anlatan bir filmdi, benzeri bizde neden yapılmadı diye düşündüm, malzeme öyle bol ki :(
.
3- Yine 18 Nisan'da Cumhuriyet'in Pazar ilavesinde çıktık, Boğaziçi Üniversitesi Marullar grubunun düzenlediği Ekoloji Karnavalı ve bu karnavala katılan İmece Evi olarak :) Karnavalda doğal deterjan ve ot atölyesi yapıldı, çok ilgi görmüş, ben şahsen katılamadım, arkadaşlar anlattı.
.
4- İstanbul İmecanları 12 Nisan'da Heybeliada potlacında buluştular, ayrıntılar www..imeceevi.org sitesinde. Çooook güzeldi.
.
5- 11 Nisan torunlarıma anlatacağım bir gündü. Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu ile tanıştım, iki saat sohbet ettik, sonra da kendisine arabayla imza gününün yapılacağı kitabevine götürdüm. Zaten çok seviyordum, hayran oldum, o kadar çok şey biliyor ki, ve o kadar mütevazi ki..
Aslında saat 11.00 de Ekolojik Pazar'da "ÖLÜM TOHUMLARI" kitabının yazarı olan William Engdahl'ın imza günü vardı. Meğer ikisi çok yakın arkadaşmış ve kitabı Oktay beyin yayınevi basmış. Bu kitaptan önce Engdahl'ın bir önceki kitabını "Petrol,Para,İktidar Anglo-Amerikan Politikası ve Yeni Dünya Düzeni" okumanın mantıklı olacağını düşündüm. İyi ki okumuşum; Devlet, hükümet, demokrasi, seçilenler, atananlar, şirketler, halk, Vietnam, Irak, dağılan SSCB, petrol boru hatları, Yugoslavya, Miloseviç, Saddam, Ladin, Kissinger, Wolfowitz, Meksika ve Arjantin krizleri, Ortadoğu, Kuveyt, Pakistan, Japonya, Asya Kaplanlarının nasıl kedi haline getirildikleri, oyunu farkedip birleşmeye çalışanların nasıl yokedildikleri... 1820lerden bu yana dünya enerji politikalarını kimlerin, nasıl yönlendirdiği bu kitapta. Engdahl bu kitabın basım aşamasında Soros tarafından tehdit edildiğini söyledi, siz düşünün gerisini....
William Engdahl ile söyleşi notlarını henüz yazıyorum, bitince ekleyeceğim.
.
6.madde ye mi geldik? 10 Nisanda Sürdürülebilir Yaşam Film festivalindeki filmlerden bazıları tekrar gösterimde idi, Küba ile ilgili bir film vardı, Amerikan ambargosundan sonra Kübe nın nasıl ayağa kalktığı ile süper bir film. 30 Nisan saat 20.00 de Yeşil Ev'de tekrarı var. Yine izleyeceğim, o kadar güzel
.
7- 9 Nisanda GDO'ya Hayır Platformunun düzenlediği Prof.Dr.Kenan Demirkol ile "şeker" konulu söyleşisi vardı. Öyle çok şey öğrendim ki, hepsi Yeşim'in blogunda ve İmece'ye attığım mesajda.
.
8- Slow Food ekibine dahil oldum. Zaten slow cities sayesinde Sade Yaşam'a, ordan ekoköye, ve sonra bu yollara düştüm. Yani taaaa 7 yıl önce "ne güzel bir fikir, burda da olsa ya" dediğim şeyler artık yanıbaşımda. SF ekibinde de çok kıymetli arkadaşlar var, çok güzel girişimler var, hepimizin amacı aynı, herkes farklı bir konuda işin ucundan tutuyor ve herkes birbirini destekliyor. BU HARİKA !!! :)
.
9- Beşinci Dünya Su Forumu'nun İstanbul'da yapılması nedeniyle 15-22 Mart tarihlerinde "Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu" nun düzenlediği etkinliklerden film gösterimlerine katıldım. Çünkü atölyeler iş saatindeydi. detaylar http://www.suplatformu.net GAP, Aral Gölü ve Thirst-Susuzluk filmlerini izledim. Bir de Santralİstanbul'da yapılan "Alternatif Su Forumu" vardı, 21 Martta oradaydım, detayları halen yazıyorum. Dedim ya, bu ara biraz dağıldım. Toparlayacağım, çünkü çalışma masamı yatağımın başucuna aldım, aklıma birşey gelince hemen kaydediyorum artık :)
.
10- Veeee 15 Martta Kadıköyde yapılan Su Mitingine katıldım, GDO ya Hayır Platformu ve Çiftçi-Sen gönüllüsü olarak, pankartı da ben yaptırdım :)
.
11- GDO ya Hayır Platformunun düzenlediği Zeynep Gambetti'nin Zapatistalar söyleşine katıldım 19 Şubat'ta. Sürpriz !!! bu notlar hazır, aşağıya ekledim.
.
12- İki aydır Feriköy'deki Ekolojik Pazar'dan alışveriş yapıyorum. Walk the Talk ' a uygun olarak elimden geldiğinde has ve saf yaşamaya çalışıyor, bu yolda olan çiftçileri ve üreticileri destekliyorum.
.
13- Yine bu bağlamda kutu süt almayı bıraktım, Slow Food sayesinde tanıştığım sütçümüzden çiğ süt alıyorum. Etrafımda 8-10 kişi de almaya başladı, davamızı destekleyenler çığ gibi büyüyor. Annem sağolsun, yoğurt da yapıyor, ekmeğimizi de evde yapıyoruz. Yola devam :)
.
14- En önemlisi 2-12 Ekim tarihlerinde İmece Evi'nde PERMAKÜLTÜR eğitimi düzenleyip sertifika alacağız. Fransa Permakültür Üniversitesi'nden Steve Read eğitmenliğinde. Konuyla ilgili herkese açık. Steve geçenlerde İstanbul'da idi, Antalya eğitiminden sonra 5 gün şehirde çalıştay yaptı, Bill Mollison filmi gösteriminden önce söyleşisi vardı. Tanıştık, Ekim için sözleştik.
.
15- İmece Ekoköyü yolunda yavaş ama emin adımlarla ilerliyoruz.
.
Şimdilik bu kadar, selam ve sevgilerimle
.
19.02.2009 Zeynep Gambetti Zapatista söyleşisi
5 zapatista karakolundan(bizdeki karakol ile aynı değil) 3’ünü görmüş.
Onu heyecanlandıran otonominin örgütlenmesi, internete aktarılmayan yönü, günlük yaşamı görmek için gitmiş. Öğretim üyesi olarak değil, gözlemci olarak konuşuyor.Ego sorununu nasıl hallediyorlar sorusu ile gitmiş. Chiapas, Guatemala sınırında. Meksika’daki Otonom Üniversitesi’nden çıkmış Marcos, 1984.
(böyle bir üniversite olduğunu yeni öğrendim).....(not kağıdımı kaybettiğim için arayı yazamıyorum L sonraki notumdan devam ediyorum.)
Alternatif tarım – 1993 - kendi gazeteleri var, amblemi Çalarsaat, Meksikalıları uyandırmak için !!
10 devrimci kanundan biri: Toprak işleyenenindir. Toprak, ortak mülkiyet olarak dağıtılacak, kolektif tarım şeklinde ürünler öncelikle Meksika halkının kendi ihtiyaçlarını karşılamalı. Sonra ihraç edilebilir. Chiapas ihtiyacı değil, Meksika ihtiyacından bahsediyorlar.
Zapatista köylerindeki hayat standardı Meksika ortalamasından daha yüksek ama tabii bu gazetelerde yer almıyor (satılık basın-benim notum). İlkelerinden ödün vermiyorlar. Kadınlar alkolü yasaklatmış, çünkü “erkekler boşa para harcıyor ve bizi dövüyor”.
Uyuşturucu, silah, illegal şeyler yasak.
Büyük toprak sahiplerinin topraklarına ve üretim aletlerine el koyma kanunu çıktı ama artık ilerlemeleri zormuş. Çiftçilerin tüm borçları silinecek. Tüm orman, göl,vs kaynaklar halka aittir. Kirletilmesi yasaktır.
Kooperatif satış mağazaları, güven, katılımcılık, dayanışma, işbirliği, karşılıklı yardımlaşma, yaşayarak alışkanlık edinme, “ben”den vazgeçme kültürü.
Temel mesele ekonomi değil, projeleri siyasi. Sosyal ve ekonomik ayaklar olmadan olmaz.
Kolektifle birey arasında birbirini dışlamayan bir ilişki var. Çoğunluk kararına göre karar alıyorlar.
Kullandıkları taşıtlar çok özel, kamyonlarının isimleri var. (bizim jipimizin de adı var, Gaffur, dağ gezisi performansından sonra Gaddar Gaffur ünvanını aldı J)
Her juntada bir EZLN temsilcisi var, askerler çocuk doğurunca köye iniyorlar.
Bir nehir varmış, bir tarafı zapatista köyü, bir tarafı değil. Sormuşlar, nasıl geçiniyorsunuz, kavga olmuyor mu diye. Zapatista cevabı : “onlar bizim kardeşlerimiz, sadece biraz kafaları karışık”.
.
Söyleşinin sonunda gülümseten anekdotlar anlattı Zeynep hanım. Biliyorsunuz, Zapatistalar yüzlerini siyah bir maskeyle kapatıyorlar. Bir resim varmış, baba Zapatista, yüzü maskeli, anne maskeli, çocuk maskeli, kedileri var yanlarında, tabii maskeli. Resimde bir ağacın altında duruyorlar, ağaç maskeli. Güneş bile maskeli J
Köylerden fotoğraflar gösterdi, evler öyle renkli ki, heryer resim, desen dolu.
Yine bir resimde, Zapatistaların amblemi salyangoz diyor ki: Yavaş gidiyorum ama ilerliyorum !!!

Başka bir söyleşide görüşmek üzere.

1 Şubat 2009 Pazar

Ekososyalist Forum 1

10 ocak'ta TMMOB'nin İstiklal Caddesi'ndeki yerinde yapıldı. konuşmalardan notları aldığım şekilde aktarıyorum. zira düzenlemeye, düzgün cümle kurmaya hiç vaktim yok.
Bazı konuşmacıların notları kısa, çünkü bildiğim, kafama kazınmış olan şeyleri söylediler. ben buraya benim için yeni olan şeyleri yazdım. okuyuculardan (eğer varsa :)) özür dilerim. Gelelim konuşmalara:
Fırat Genç:1994-zapatista hareketi
1995-Fransa'da genel grev dalgası
1990'lar Latin Amerika forumları, 2001 Cenova, 11 Eylül saldırısı, güvenlik
küresel adalet-savaş karşıtı hareket, Afgan,Irak savaşına karşı.
2001 Dünya Sosyal Forum
2002 Floransa Avrupa Sosyal Forumu, Türkiye daha çok buna dahil, tema, olay,fiziksel koşullar nedeniyle.
2006 Atina ivme kaybı
2008 Malmö genç işçiler, öğrenciler, prekaryalaşma
.4 Nisan Nato 60.yıl kutlaması, Sardunya'da G-8 Zirvesi ve Aralık2ta Kopenhag'da BM İklim Konferansına karşıt gösteriler yapılacak.
2010 Avrupa Sosyal Forum İstanbul'da yapılacak.6.Avrupa sosyal forumunda bürokratik,teknisist bir bakış. yeni bir gençlik,yeni bir yaşam tarzı. üretim şekli değişikliği. 600-700 EUR KUŞAĞI (prekaryalaşma) bu tanımlamayı tuttum.,bizde de aynı şey var. 2000 ytl civarı maaş veriyorlar, yaşamaya anca yetiyor, daha doğrusu onların sistemini yürüten ve boğaz tokluğuna çalışan köleler gibi değil mi yeni mezunlar? onlara başka bir yaşam sürme hakkı veriliyor mu? ve bizler başka bir yaşam için direniyor muyuz, hatta hayalini kuruyor muyuz?
1.yasadışı ikamet göçmen mülteci
2.çalışma zamanı yönetmeliği-haftada 65 saat
3.bologna süreci
Fevzi Özlüer:Sorunları çözecek bir sosyal yapı oluşturmak gerek. Ortak ittifakla her sorunu aşamayız. Ekolojist mücadele-emek eksenli toplumsal proje, mücadele birlikteliği. kentsel mücadele alanları etkili olur. Zayı ve esnek ağlarımız var, güçlenmeliyiz. kentsel gelişme tüketim üzerine. kentleşmeyi, büyümeyi geliştirerek gelişme sağlanmaya çalışılıyor. yerel yönetim küçük krallıklar haline geldi. şehirdeki insanlar neden bunlarla uğraşacak? nasıl ilgilenecek bunlarla? ulaşım-kara taşımacılığı, gıda krizi,bidonla su taşıyorlar. bu koşullarda örgütlenme nasıl ortaya çıkacak? yaşamlarını sürdürmeye yönelik bekaa stratejisi kuruyorlar. kar amaçlı değil, ortak paylaıma dayalı yaşamı nasıl motive edebiliriz?
Zeki Karataş:Ya ekolojist sosyalizm,ya barbar kapitalizm. Nükleere inat,yaşasın hayat
Arca Atay:GDO'lu tohum ithali için düzenleme yok hala.
Muammer Sakaryalı:(en çok beğendiğim ve etkilendiğim ve yeni şeyler öğrendiğim sunum bu oldu.inşallah sunumun cd.sini alırsam arkadaşlarıma ben de bir sunum yapıcam.) Kışladağ-Uşak-Eşme altın madeni,İnay köyü. rüşvetin adı sosyal sorumluluk oldu.Yalanla talan yapıldı. Siyanür yağmurundan sonra hayvanlar sakat doğdu. İnsan çürüyor-muhbirlik. Steinbeck der ki, maden olan yerde çürüme olur. Ölüler altın takmaz.Eldoradagold- altın şirketi-Tayfun Talipoğlu da bu pisliğin içinde.
Ahmet Atalık:1996 Marsilya Su Konseyi
1997 Fas- Su vizyonunu çizme görevi Dünya Su Konseyine verildi.
2000 Hollanda fiyatlandırma
2003 Japonya su, mala dönüştürüldü.
2006 Meksika esas niyet artık anlaşıldı ve protesto edildi.
ama 24 ocak 2008 tarihli kanunda Dünya Su Konseyi kar amacı gütmeyen bir STK olarak nitelendiriliyor. SUYUN FİYATI YÜKSEK OLMALI KI ZAYİ EDİLMESİN !! E,Prada da pahalı ama her sene alıyorlar. SU MAL OLAMAZ!! Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Paltformu, Alternatif Su Forumu , bu ikisi birleşmedi bir türlü. Nehirler boşa akmamalı diyor hükümetler, ekosistemden haberleri yok ki !!!
Bu günlük bu kadar, devamını daha sonra yazacağım.

9 Ocak 2009 Cuma

La Via Campesina,MST,gıda egemenliği,çiftçi olmak, GDO'ya Hayır

Geçenlerde GDO'ya Hayır Platformu tarafından düzenlenen bir söyleşiye gittim, konuk Abdullah Aysu idi, kendisi Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu başkanı, bu yaz kendisiyle tanışma fırsatı buldum, böyle bilgili, faydalı ve çalışkan birisini tanıdığım için çok sevinçliyim. yarınki Ekososyal Forum'da da olacak, oraya da gideceğim. ve şimdi Abdullah beyin Ekim 2008 de Mozambik'te katıldığı La Via Campesina'nın 2.uluslararası konferansına ait izlenimlerini anlattığı söyleşide aldığım notları kamuoyuna sunuyorum. cümleler düşük olabilir, kusura bakmayın, ingilizce hocam derdi ki, maksat derdini anlatmak, ben de öyle yapıcam.... işte Abdullah beyin ağzından Via Campesina,MST ve Mozambik kongresi:
Farmers feed the world.End corporate control over our food (Çiftçiler dünyayı besler.Gıdamızın üzerindelki şirket kontrolüne son verin.) La Via Campesina (VC) ya dünyada 142 örgüt bağlı. köylülerin çatı örgütü. MST bu 142 örgütten bir tanesi. VC 4 yılda bir kongre yapar.
4 yıllık eylem planına göre hareket eder. 5. uluslararası konferansta 40 yeni örgüt katıldı.
102 idi + 40=142 oldu.
İki eğilim görüyoruz, 1.azınlık olup çok güçlü olanlar, devletlere yön veriyorlar, tüm kaynakları sömürüyorlar, uluslararası şirketler. 2.geniş kitlelerr büyüklüğü var ama politik ağırlığı yok. bu kesim kendi kültürünü sürdürmek, haklarını korumak istiyor. şirketlere teslim olmak istemiyor, medeniyet modelini kendi kurmak istiyo. DTÖ, WF, WB,OECD, CGIAR (Tarımsal araştırma merkezi )Köylüler 1992 yılında 8 köylü örgüt lideri toplandı, tarım şirketleşiyor, köylülük ortadan kalkıyor, şirketle yayılıyor ve egemenlik kuruyor dediler. Maragua deklarasyonu yayınlandı, 1993 te Belçika'da toplanıp 46 köylü lideri VCyi kurdu. VC, Çiftçi Yolu demek.
1995 te Kanada'da gıda güvenlik toplantısı yapıldı. Roma'da tartışma çıktı, VC bildiriye imza koymadı. gerekçe:ana mantığa aykırı, güvenlik, egemenlik kimdeyse ondandır (diye not almışım ama eksik almışım galiba,ben de anlayamadım burayı,neyse devam edeyim) diyor ve diğer stk.lardan ayrıldı. Gıda temel insan hakkıdır. demokratik kontrol olmalı, mutlaka gıda egemenliğini ele geçirmemiz lazım diyor. sağlıklı bir üretimi ve tüketimi için doğayla barışık bir modelin seçilebilme hakkını ele geçirmek.düşmanlarını net tarif eder. WTO'na 2004 yılında cepheden karşı durdu. VC diyor ki, WTO ölmeli çünkü ticareti kalkınma modeli olarak görüyor, bir avuç şirkete hizmet ediyor. herşeyi mübah görüyor, şirketler için yeni bir anayasa hazırlamak istiyor. sokakların efendileri ticaretin efendilerine karşı. cancun mexica da koreli bir çiftçi tel örgüye çıkarak harakiri yapıyor, WTO çiftçiyi öldürüyor diye. 10 eylül (bunun da yılını yazamamışım :( )CGIAR organik değil,kimyasal üretime yönelik, destekli bilim altında sömürü yapıyorlar. ny merkezli 17'si ingilizce, 1'i fransızca konuşur. kimyasal gübre, tohum, ilaç, şirketler bundan para kazanıyor.VC laboratuarların tarlalarda kurulmasını ister. yerel üretim, yerel tüketim. küresel kapitalizmin herşeyine karşı. serbest ticaret anlaşmalarını reddeder, gdo'ya karşı, tek başına yapmak istemiyor, bilge köylü tarımcılığı savunur. sağlıklı ve ucuz gıda. tüketiciyi, çevrecileri, dünyayla ilgili kaygısı olanları ittifak olarak görüyor. kadınların, annelerin bilgisi elden gitmesin. gençler yaşamı yeniden üretmek için mücadele ediyor. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu'nun Mozambik VC kongresine katılma hikayesine gelince.. 2001 yılında ÖDP'nin 'toprağına,suyuna sahip çık' yürüyüşünde IMF tütün yasası'nı protesto için Uşak, Akhisar civarında 389 köy gezildi (Derviş zamanı) zeytin, çay, fındık, ayçiçeği, tütün, hububat.. sendikaları toplandı, 6 yılda 9 kurultay yapıldı.Confederation Paysanne'dan Pascal Pavi'nin dikkatini çekti, ilgilendi, Türkiyede 40,000 köy ve 40,000 köyaltı yerleşim, toplam 80,000 köy yerleşim yeri var. Hindistan'da Sosyal Forum'a davet edildiler, VC ye çağrıldılar, 2004 te San Paolo'ya gitmişler. Abdullah Aysu, herkes VC kongrelerini yaşamalı diyor. Sözünü söyleyecek mekanizma var, kimsenin sözü çizilmiyor, köylü kadınlar fikirlerini deklare ederler, siz de buna uyun derler. Merkez Endonezya'da. eşbaşkan var, 1 erkek, 1 kadın. toplumsal mücadelelere duyarlı, Arafat'ın tankla sarılı olduğu zaman Paul yanındaymış. VC,köylü hakları belirlemiş.permakültür topraktan aldığını toprağa veren bir sistem, süreç üretimden pazarlamaya çiftçinin elinde. MST:10-70 dönüm arası işletmeler, aile işletmeleri, bilge tarım köylüsü, sertifika kullanmaz, ismi referans. mallar hangarlara gelir,11'de kapılar açılır, 4'te biter o günkü ürün. MST -Brezilya toprak işgalcileri . Hallerde dükkan ayrılsın, Ocak ayında Ümraniye de pazara çıkacaklar pazarlarda bize yer verilsin, kadın kooperatifi kurulacak. Morales , Bolivya tohumlarını MST den alıyor. üreticiyle tüketici ortak olmalı, çiftçi herşeyini kaybetmiş. MST mart ayında Brezilya' da eğitim verecek. Eylül gibi Türkiye'ye gelecekler.
.
veee, Abdullah beyin söylediklerinin tamamı Ayşen'in katkılarıyla ekte:
NEO LİBERAL TARIM POLİTİKALARINA KARŞI LA VIA CAMPESINA -ÇİFTÇİ YOLU- Tarımda ulusaşırı gıda ve tarım şirketleri endüstriyel üretim modelinde doludizgin ilerliyor. Şirketler bu güne kadar azgelişmiş ülkelerin tarım ve gıda sektörüne egemen olmak için IMF, DB telkinleri, DTÖ anlaşmaları, AB OTP müzakereleriyle yol aldılar, almaya devam ediyorlar. Neoliberal politikaların mekanizmaları olan bu kuruluş ve örgütlerin tarımı şirketleştirdiği, çiftçileri/köylüleri tasfiye etme yolunda ilerlediği biliniyor. Çiftçiler tasfiye oldukça;
· Kırlar ıssızlaşıyor,·
Doğa bekçilerini yitiriyor,
· Doğa sahipsiz kalıyor.
Yoksulların en yoksulları olan köylüler kendi isteğiyle köyden ayrılmıyor;Köylüler;
· Uygulanan şirket yanlısı politikalar sonucunda ayrılmak zorunda bırakılıyor.
· Hala köylerinde hem kalmak hem de daha iyi bir yaşam sürdürmek için direniyorlar.
Yani bu süreçte köylüler;
· Neoliberal politikalar karşısında yerellerinde örgütleniyorlar.
· Dünya çapında düşünüyor, ilişkileniyor ve dayanışıyorlar. Çiftçilerin/köylülerin neoliberal politikalara karşı mücadele etmek için dünya ölçeğinde oluşturdukları çatı örgütlerinin adı; La Via Campesina (Çiftçi Yolu). 1993 yılında kuruldu. La Via Campesina’nın kısaca tarihi 1992 yılında Nikaragua’da 8 köylü lideri bir araya gelir. Nikaragua’da yapılan kongrede kongre sonunda Managua Deklarasyonunu yayınlarlar. La Via Campesina’nın kuruluşu için düğmeye basmış olurlar. Resmi kuruluş: 46 ülke köylü liderinin katılmasıyla Belçika’nın Mons kentinde gerçekleşir. La Via Campesina’nın uluslararasılaşması
· 1995 yılında Kanada’nın Quebec ‘te düzenlenen Gıda Güvenliği Küresel Toplantısı’nda ortaya çıkar.
· 1996 yılında Roma’da FAO’nun düzenlediği Gıda Güvenliği toplantısında STK’ların hazırladığı bildiriye imza koymayı red ederek o zamana kadar Gıda Güvenliği konusunda söz söyleyen ve belirleyici olan resmi kuruluşlar ve STK’lar ile yollarını ayırır. Ayrılığını ortaya koyar.
· LVC, FAO’nın savunduğu Gıda Güvenliği’ni aşan Gıda Egemenliği’ni savunmayı esas alır.· Bu toplantının ardından LVC küresel bir köylü örgütü olma yolunda ilerlemeye başladı. La Via Campesina (LVC); neoliberal modele karşı küresel bir çiftçi/köylü örgütüdür,LVC, 1996 Roma’da ortaya attığı görüşler şöyle:
· Gıda temel bir insan hakkıdır,
· Tohumların korunması,
· Doğal kaynakların korunması,
· Gıda ticaretinin yeniden düzenlenmesi,
· Açlığın küreselleşmesine son verilmesi,
· Demokratik kontrol,
· Sözde değil özde tarım reformu
· Toplumsal barış için ön koşul; Gıda egemenliği’nin esas alınmasını mücadele eksenine/merkezine aldı.Ve LVC kırsal alanda şirketlerin uygulamak istedikleri neoliberal politikaların karşısında üye örgütleri ile birlikte granitten bir duvar örmek için çabalıyor. LVC nasıl bir örgüttür? Neoliberal politikalar karşısında nasıl tutum alır, nerelerde kimler ile tahkimat oluşturmaya çalışır? Bütün bu ve diğer sorulara yanıt bulabilmek için LVC’nın biraz daha anlatılmasına ihtiyaç var. La Via Campesina küresel kapitalizme karşı mücadele eden küresel, güçlü bir köylü örgütüdür. La Via Campesina’yı güçlü kılan;
· Güçlü, mücadeleci karakteri
· Davasına olan inancı ve bağlılığı
· Ve doğru önerilerinin yanında; düşmanlarını da açık seçik bir şekilde tarif etmesinden gelmektedir. La Via Campesina’nın düşmanlar listesinin başında DTÖ yer alıyor. Çünkü
· DTÖ’nün ticareti önceliyor,
· Ulusaşırı şirketlere koşulsuz bağlı ve onların çıkarına çalışıyor. Ayrıca;1. DTÖ’nün ekonomik gereklilikleri ileri sürerek kırsal alanın insani ve çevre ile ilgili yaşamının tüm temel ilkelerini görmezden gelir.2. Dünyayı tarım ve gıda şirketleri için transgenik bir ürün fabrikasına çevirmek istiyor. Bu nedenle;· LVC dünyadaki tüm insanlar ve diğer canlılar ile birlikte köylüler için büyük bir tehdit olduğu kadar, DTÖ’yü tarımın dışına çıkarmak için var gücüyle mücadele ediyor.
· Kurulduğundan bu yana ulusaşırı şirketlere karşı kampanyalar düzenliyor,
· Doğrudan eylemler gerçekleştiriyor,
· Hükümetlere öneriler üretiyor ve sunuyor.
LVC’nın DTÖ’ye karşı bu tutumu ve mücadelesi
· Balıkçılar, eğitim, sağlık, hizmetler ve diğer alanlardaki sektör çalışanları tarafından, örnek alınıyor, teşvik edici oluyor.
· La Via Campesina’nın düzenlediği ulusaşırı şirket karşıtı kampanyalarına katılan farklı toplumsal muhalefet güçleri birbirlerinden olumlu etkileniyor, aralarında dayanışmalar/ birliktelikler geliştiriyorlar.
La Via Campesina
· DTÖ müzakerelerinin durdurulmasını istiyor,
· Toplumsal denetlemelere yönelik önceliklerini belirliyor ve öneriyor,
· LVC’nın bu kavi duruşu neoliberal politikalardan mağdur olan diğer yoksul kesimler arasında yankı uyandırıyor, geniş destek görüyor.
· DTÖ’nün Seattle ve Cancun’daki müzakerelerin ardı ardına başarısızlığa uğramasında LVC’nın bu doğru mücadele hattının büyük katkısı olmuştur.Ayrıca;
· Ulusaşırı tarım ve gıda şirketlerinin egemenliklerine karşı mücadele ediyor.
Hükümetlerin rolünün mücadele verilerek iyileştirileceğine inanıyor. Tazmin edici politika yerine bir kalkınma politikası olarak tarım reformunun uygulanmasını toplumun her kesiminin yararına bir durum olarak değerlendiriyor. · Çiftçilerin kapitalizme, uluslararası antlaşmalara ve uluslararası finans ve örgütlenmelere ve onların toplumsal denetimine yönelik eylemlere karşı olmalarını
1. İnsani,
2. Doğru,
3. adaletli,
4.özgürleştirici buluyor,
5. Ve kendileri için yegâne çıkış yolu olarak görüyorlar. LVC halkların karşılaştığı yaşamsal sorunlara karşı da duyarlı davranıyorLVC; mücadelenin, örgütsel, ideolojik, eylemsel uyumluluğunun bir sembolü olmuş;
· Avrupa’da OTP’ye karşı pozisyon alma,
· Amerika’da serbest ticarete karşı direniş,
· Asya’da ulusaşırı şirketler ve GDO’lara karşı mücadele,
· Afrika’da kaynakların ve bioçeşitliliğin savunulması bunlardan bazılarıdır. Geniş insan topluluklarının büyüyen/gelişen direnişi sonucu aktörleri tarafından yavaşlatıldı. Seattle ve Cancun’daki Bakanlar Konferansları bilindiği gibi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısızlığın gerçekleşmesinde LVC da aktif rol aldı.Bilindiği gibi kapitalizm uluslararası örgütler, gelişmiş ülkelerin desteği ile uygulamaya soktuğu küresel politikalar ulusal hükümetleri standart gıda yapıları yaratmaya zorluyor. Bunun için tarımsal sistemleri patentliyor, toplumsal ve ülkesel denetimi kolaylaştırmak, küresel ölçekte ticareti kontrol etmek için hamleler yapıyorlar. Bu politikalar köylü tarımının yaşayabilirliğine engel oluyor, işsizliği, açlığı, yoksulluğu arttırıyor. LVC’nın uluslararası alanda sesini duyurmak için köylüler
· Dünya çapında düşünüyor,
· Yerel örgütlenmelerini güçlendiriyor,
· Uluslararası ölçekte eş zamanlı mücadeleler ve düzenlenen kampanyalara destek veriyor,
· Kendileri kampanyalar düzenlemeye önayak olmaya çalışıyorlar… Ulusaşırı tarım ve gıda şirketlerinin sömürü biçimi ve mekanizmaları dünyanın her tarafında aynı. ABD, AB ve diğer gelişmiş ülkeler ve çokuluslu şirketler tarımın endüstrileşmesini/ şirketleşmesini savunmakla kalmıyor sürdürülebilir köylü tarımının yerini almasını istiyorlar.
Sürdürülebilir bilge köylü tarımı;
§ Sağlıklı ve ucuz gıda demektir, bunun için tüketiciler,
§ Sağlıklı ve yaşanabilir çevre demektir, bunun için çevre örgütleri,
§ Sağlıklı toprak ve su demektir, bunun için çiftçiler,
§ Sağlıklı doğa demektir, bunun için göçerler ve tüm canlılar,
§ Kadının çalışma ve bilgi, birikim ve becerisini sürdürmesi demektir, bunun için kadınlar...
§ Kısacası bilge köylü tarımı; kadınlar, tüketiciler, çevreciler, çiftçiler, göçerler ve tüm canlıların çıkarınadır. Neoliberal politikalar, sadece köylüler için değil,
· Tüketiciler,
· Doğa severler,
· Çiftçiler,
· Göçerler,
· Kadınlar
· Ve balıkçılar için de yaşanılır bir dünya bırakmayacak yönde ilerliyor. Neoliberalizmin ilerleyişine karşı köylü ve yerli hareketler ana direnç noktaları. Bu direnç noktaları kentli hareketler için de bir referans noktasıdır. Bu yüzden köylüler ile birlikte kentliler için de;
· Politik ve ideolojik açıdan örgütlenmeye,
· İttifaklarını belirlemeye,
· Birlikteliklerini güçlendirmeye şiddetle ihtiyaçları var.
LVC’nın belirlediği aşılması gereken ana sorunlardan bazıları şunlardır:
· Stratejik ittifakların güçlendirilmesi, yeni mücadele yollarının bulunması,
· Yeni konjonktürlerin sürekli analizi ve bilginin geliştirilmesi,
· Gençliğin tam katılımı ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması,
· İletişim stratejilerinin geliştirilmesi,
· Siyasal eylemlilik ve seferberliğin kuvvetlendirilmesi… Özetle, Via Campesina bir yandan ittifaklarıyla Gıda Egemenliği konusunda sorunları tartışırken ve ortak paydalarda buluşmaya çalışırken diğer yandan;
· Toprağa erişmek, onu savunmak ve kullanmak, gıda egemenliği,
· Biyoçeşitlilik ve genetik kaynaklar, sürdürülebilir bir köy tarımı,
· İnsan haklarının savunulması, erkek ve kadınların eşit katılımı için mücadele eder. Eşit iktisadi ve yasal ilişkileri hedefler. Kırsal alan örgütleri arasında birlik ve dayanışmayı geliştirmek için köylü ve yerli hareketlerini koordine eder. Uluslararası bir mücadele örgüt olan La Via Campesina; uluslararası düzeyde sesini şu ilkelerle duyurmayı hedefler:
§ Adem-i merkeziyet, örgütlerin özerkliği, dayanışma, çeşitlilik ve bağımsızdır.
§ Küreseldir.
§ Sürdürülebilir bir köy tarımını savunmak için dünya çapında neoliberalizme karşı mücadele eden köylülerin uluslararası sesidir.
§ Topraksız köylülerin çıkarlarını korumak, uluslararası politikalarda değişmeleri kışkırtmak ve gerekli değişimleri sağlayabilmek için ulusal örgütlenmelere ulusal düzeyde boş alanlar açar.
§ Neoliberal politikaları değiştirmek, UAŞ’lara, DTÖ’ye, Dünya Bankası’na, IMF’ye CGIAR’a (Uluslararası Tarım Araştırmaları Danışma Grubu) karşı güçlü stratejik ittifaklar geliştirmeyi önüne iş olarak koyar.
§ BM, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Kalkınma ve Ticaret Konferansı (CNUCED) gibi kurumlar ve forumlar aracılığıyla uluslararası alanda pozitif değişimler yaratmak için mücadele eder. ı

23 Kasım 2008 Pazar

bir olmak

bugün bloga gelen ilk yorumu okudum, öyle çok sevindim ki, bir kişiye bile ulaşmak ne güzel bişiymiş. Teşekkür ederim Başak. Başak, keşke daha çok yazsan diyor, e ben yaptıkça yazıyorum, daha çok şey yapmam lazım demek ki :) hem ağzım pek laf yapmaz, daha doğrusu çok konuşmayı sevmem. aynı olayı kimisi 10 cümle ile anlatır, ben 1 cümle ile. felsefemiz :walk the talk. bu blogda sade ve ekolojik yaşam yolunda neler yaptığımı anlatmaya çalışıyorum. nerden geldiğimi, hangi yollardan geçtiğimi görebilmek için. öyle çok şeyler oluyor ki, bazen kendim bile unutabiliyorum. bu arada başkalarına faydalı olabiliyorsam ne ala :)
bayramda İmeceevi'ne gidiyorum, vizyon tamamlanmak üzere. aman kardeşim, ne zormuş öyle herkes bi taraflarda, mail üzerinden vizyon yazmak. e kolay olsa herkes yapardı di mi? 'creating a life together' kitabını okudum, özet yapıp imece kooperatifi arkadaşlarıma anlatıcam, bu ara yoğun yani. haftada 2 gün kuran kursu, 1 gün dans kursu, 2 gün spor, 1 gün bana ve işlerime, 1 gün de aile ve arkadaşlarıma. zaman bitiyor. çok şükür dünyada varolma sebebimi biliyor ve yaşarken bunalmıyorum. yoruluyorum ama bunalmıyorum. halil cibran demiş ki: bu dünyada herkes zindanda, ama kiminin pencereleri var. biraz çalışıyım artık, mahşerde verilecek cevabımız olsun.
Not. www.surdurulebiliryasam.org çarş. günü sinema festivali başlıyor, salı akşamı açılışa davetliyim, ede grubunu seviyorum, faydalı işler yapıyorlar. festivalde biletler bedava :)

15 Kasım 2008 Cumartesi

Satın Almama Günü




Bu konuda http://www.buynothingday.org/ veya adbusters sitesinden de bilgi edinebilirsiniz. Sade Yaşam Grubu olarak yarın Bahçelievler Mardirder'de bir seminer düzenledik, isterseniz seminerde sunacağım dokümanı size iletebilirim. Çünkü bendeniz bu konuda epeyi bir araştırma yaptım. Sağolsun Tüketiciler Birliği'ndeki dostlarım ve sevgili Nevin arkadaşımın da katkılarıyla özet bir sunum hazırladım. Hani 'aaa, ne güzel bir konu, ben de etrafımdakilere anlatayım' derseniz sunum hazır :) Ben buraya sadece SAG'nün hissettirdiklerini yazacağım:
illa reklamlardaki gibi yaşamak gerekmiyormuş!!! zihnime ilk düşen ilk cümle buydu. bugüne kadar beni kandırmışlar, daha doğrusu ben uyumuşum. mutlu olmak, mutlu yaşamak için kuaförden yeni çıkmış saçlara, modacıların son moda kreasyonlarına ve ayaklarımın küçük parmaklarını deforme eden ayakkabılara ihtiyacım yok. 2-3 katlı, duvarları hava aldığı söylenilen ama nedense benim hiç o havayı hissedemediğim boyalarla boyalı, merdivenleri ithal edilen granitle kaplı, yerleri Uzakdoğu'dan ithal edilen 'doğal' parkelerle döşeli (parke yapılmak için kesilen ağaçlar kaç yılda yerine geliyor, soran yok!), içi tıkış tıkış işime yaramayan eşyalarla dolu bir eve de ihtiyacım yok. inanamadım, evin zemin katı havuz olan siteler varmış, valla boyun fıtığım ilerlemesin diye haftada 2 kez yüzmeye çalışıyorum, yakındaki havuz gayet de güzel işimi görüyor. inşallah şu havuzlu evlerden olimpiyat şampiyonu yüzücüsü falan çıkar...
Konuyu dağıtmayayım, Adbusters küreselleşmeye muhalif bir dergi ve 60 milyonu aşkın destekçisi var. 1992 de Kanada'da reklamcı Ted Dave yaptığı işin anlamsızlığını farkediyor ve tüketim kültürüne karşı bir kampanya başlatıyor. 2007 de 65 ülkede kutlanan BND, 2002 yılında ülkemize Özgür ve Bilge dergisi tarafından tanıtılıyor ve Tüketiciler Birliği'nin (TB)desteğiyle kutlanıyor. Ne yazık ki, yeteri kadar duyulmamış, zira Açık Radyo'nun Adbusters dergisinden yetkili birisiyle geçen yıl yaptığı röportajda 'inşallah ülkemizde de kutlanır' falan diyorlardı. zaten kutlanıyor nev'inden mesaj attım ama geri dönüş olmadı. Neyse, Sade Yaşam Grubu olarak biz de destek veriyoruz SAG kutlamalarına, artık duymayan kalmaz :) Bu yıl 29 Kasım Cumartesi günü kutlanacak, biz de TB'nin organize edeceği faaliyetlere destek vereceğiz.
Birkaç slogan buldum kendimce: ALIŞVERİŞİ BIRAK, YAŞAMAYA BAK.
AZ ALIŞVERİŞ, ÇOK YAŞAM.
Bir de ingilizce bir afiş vardı, çok sevdim: COOK SOMETHING, SING SOMETHING, MAKE SOMETHING, SEW SOMETHING, BUILD SOMETHING, BUY NOTHING !!!
Tabii önemli olan bu günü sadece bilmek değil, tüm hayatımızda uygulamaya geçirmek.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Ramazan Bayramı





Bu bayram tatlı yeğenlerimin bayram harçlıklarını mendil içinde vereyim dedim. Çocukken aldığım mendillerin haddi hesabı yok, içlerinden ne kadar çıkacak diye nasıl heyecanlanırdık :) İşte aynı heyecanı yeğenlerim de yaşasın istedim. 11 yaşında olan büyüğü pek önemsemedi, içindeki parayı aldı, mendili bir köşeye koydu, ama 3,5 yaşında olan küçüğe çok ilginç geldi, mendili açtı, katladı, paraları içine sardı, bütün gün oynadı durdu. 2 lafına çok güldük: mendili ilk aldığında ; 'Teyze, bu eşarp mı?' artık mendile alıştığında ise: 'Anne, artık benim cüzdana ihtiyacım yok, paralarımı mendile sarıcam'


Kalbimizle ruhumuzun bütünleştiği nice bayramlar dilerim.

5 Eylül 2008 Cuma

23-30 Ağustos kooperatif çalışmaları ve Dağ Kampı




23-24 ağustos çalışmaları bitince Dağ Kampına gittik, benim ilk çadır tecrübem, neyseki yolu Albayın karavanı ile aldık. herşeyi baştan yazacağıma İsmail'in ekoköy gruplarına ilettiği mesajı kopyalıyorum buraya :)


Dağ kampını kutlamalar, tartışmalar,farkındalıklarla yapıp İmece Evini Kooperatife dönüştürme kararı ile bitirip evimize döndük!http://picasaweb.google.com/imeceevi.etkinlikler/DaKamp

11 can ile Kazdağına çıktık.Üç gece dağın yüreğinde dere kenarında yaptığımız kampta
amacımız sürdürülür ekonomiyi hedefimiz olan ekoköye nasıl uygun hale getiririzi konuşup
hangi biçimde örgütlenebilirizi konuşmaktı!
Hem detayları konuştuk hemde ilk kurucuların özelliklerini öz eleştirimizi yaparak konuştuk.
Birbirimizi daha yakından tanıdık.
Birbirimizi daha yakından tanıdıkça heyecanımız coşkumuz ve kararlılığımız daha da arttı ::-)

Doğada yaşamın inceliklerini en iyi yabanda farkedebiliriz dedik!
Hem klasik dağcılık bilgisi hemde "Gökkuşağı buluşması" kurallarının uygulandığı kampta 7 oturum yaptık.
20-25 saat arası toplantı maratonu gerçekleştirdik.
Picasadaki fotoğraflarda göreceğiniz gibi genellikle "sezar-kleopatra" düzenini tercih ettik.
İmecedeki yeme düzenimize aykırı olarak çok az yiyecekle gidip beslenmeyi dağımızdan çıkardık.
Yürüyüşlerde bol bol fındık,kuşburnu,böğürtlen yedik.Topladığımız nane ve adaçayını içtik.
Derede ve şelalelerde temizlendik,arındık ::-)

Kaynaktan suyumuzu içip tabaklarımızı toprakla temizledik,dereyi yağ ile kirletmedik.
Dere içlerinde yürüyüşler yapıp Karaçam,kestane ve fındıkların gölgesinde birebir sohbetler ettik.
Gece üşüdük uyku tulumuna girdik.

Çobanlar hergün sürüleri ile gelip çayımızı içti.En son yangını beraber söndürdüğümüz "Orman Şefi" ve "matrahçılar" ziyaretimize geldi. Orman üzerine ve bölge üzerine sohbetler ettik.

Tek tek cümleleri,kelimeleri not ettik.Ortaya bir "vizyon" ve "yol haritası" çıkardık.
Aramızda görev dağıtımı yaptık,yapıyoruz.
2009 yılındada deniz kenarındaki mevcut yerimizi işletmeye devam etmeye karar verdik.
Ekim,Kasım ayında hem Kooperatifi kurup hemde arazimizi almaya karar verdik.
Kış boyunca İmece Evinin deniz kenarındaki işletmesini en etkin bir biçimde ürün üretimleri ve atölye çalışmaları ile kamp organizasyonları ile sürdürürken dağdaki arazimizin "ekolojik yaşama ve ekoköye" uygun bir şekilde yerleşim planını,tasarımını yapmaya karar verdik.
Baharın gelmesi ile beraber plana uygun "taş,kerpiç,saman,cam,ponza,ahşap" inşaatlarımızı yapmaya karar verdik.
2009 yazında hem deniz kenarında hemde dağda aynı zamanda yaşamı sürdürmeye ve paylaşmaya karar verdik.
Tüm bu çalışmalarımızı İmece Evinin kuruluşundan beri yaptığımız gibi isteyen,hazır ve açık insanlarla paylaşmaya devam etmeye karar verdik.

Vizyonumuzu "Kooperatifin tüzüğüne" uyarlamaya başladık.
En kısa zamanda sizinde parçası olabileceğiniz bir yapıyı oluşturarak tüzüğümüzü paylaşıma açacağız.

Şimdi bir yandan tüzüğümüze son halini verirken diğer yandan İmece Evinde sürmekte olan "kışlık yiyeceklerimizi hazırlama atölyesi", diğer yandan "permakültüre giriş" seminerinin izleyip hem öğreniyor hemde sürecin tadını çıkarıyoruz.
Darısı başınıza.


.


bundan sonrası Tülay'a ait. efendim, İmece'den döndükten sonra şehirlerde ne kadar işe yaramaz olduğumuzu anladım. bütün gün ekran başında yazışmalarla vakit geçiriyoruz. ne doğan güneşi görüyoruz, ne de batarken aslında vaktimizin ne kadar azaldığını farkediyoruz. aslında hergün içinde yaşanması gereken ayrı bir dünya gibi, sürekli bir devinim içindeyiz çünkü. ileriye dönük planlar yapıyoruz elbet, yaşama amacımız olmalı tabii, ama saniyelerimizin ne kadarını yaşama amacımız için harcıyoruz? mevsimler geçiyor, çiçekler, ağaçlar değişiyor, ben onların hiçbirini görmüyorum. doğadan bu kadar kopuk yaşamak istemiyorum. ruhlarımız da birbirinden uzaklaştı, koptu. kimse karşısındakini dinlemeye zaman ayırmıyor, bazı zamanlarda ben bile, herkese yetişemiyorum ki... öyle çok insan var ki etrafta. bu kadar kalabalık olmak zorunda mıyız?


ekoköy projesinde bu yüzden varım. sistemin bana dayattıkları şekilde değil, kendi istediğim şekilde ve ihtiyacım olan şekilde yaşamak için. yol arkadaşlarımla daha çoook konuşacak, tartışacak, çalışacak ve sonunda huzura ereceğim.